|
Menü
Online
Sitemizde şu anda 5 kişi online. ( 1 kullanıcı geziniyor Kıssadan Hisse) Üye: 0 Ziyaretçi: 5 daha... Arama
|
KISSADAN HİSSE
Kıssadan Hisse - Ana Sayfa »» KISSADAN HİSSE
| KULDAKİ TESLİMİYET |
Aziz Mahmut Hüdai kız kuran kursu`nda eğitim aldığım bir dönemde yaşadığım şu hadise çok ibretlidir. Bir pazar akşamı, Hüdai mescidinde hafızlık ezberimi tekrar ettiğim bir sırada, benimle birlikte mescitte iki hocam daha bulunuyordu.O sırada beni çok etkileyen bir telefon konuşmasına şahit oldum.Telefonla konuşan mescitte bulunan hocalarımdan birisi idi.Duyduğum ayet-i kerime ile tüylerim diken diken olmuştu. “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun,veren Sen`sin alan Sen Ya Rabbi!”denildi ve telefon kapanmıştı.Bu söz, ne içten bir sözdü.Kendimizi kaptırdığımız şu fani dünya hayatında,sevdiklerinden birisini kaybeden bir insanın gösterdiği bu denli teslimiyet büyük bir ibretti.Böyle bir olaya ilk defa şahit olmuştumTelefonu kapattıktan sonra,bir köşede secdeye kapanarak sessiz bir şekilde ağlayan hocamın,yanına gittim,elimden bir şey gelmiyordu,beraberinde bulunan diğer hocamda Kur`an-ı Kerim okumaya başlamıştı.Neler olduğunu sormak istedim.Annennesi`nin vefat ettiğini öğrendim ve anladım ki:
Bir can ruhunu Rabbine çoktan teslim etmişti, Ama aslolan: “KULDAKİ TESLİMİYET” ti…
Ayşegül AKYÜZ
|
| MERAKLI TUĞLALAR |
Mahalle sakinlerinin bağırışları arasında, titreyen ayakları üzerinde, dimdik durmaya calışıyordu, yıllardır güvercinlere yuva olmuş ahşap bina… Yamalı çatısı ve kırık kalbiyle, şöyle bir etrafı süzdü. Sonra,kendini bir solukta devirecek kepceyle, göz göze geldi…
Bu sırada, bir kösede agaca yaşlanmış olan karagözlü ufaklık, az sonra olacakları biliyormuşçasına açtı gözlerini ve tüm ayrıntılarıyla beynine kaydetti, onu yıllarca kollarında sallayan ahşap binayi!
Ağır adımlarla yaralı binaya yaklaşan kepce, hiç acımadan kafasını bir saga bir sola vurdu!Belki de yillarin efkârını içinde barındıran bina, bir anda enkaza dönüştü…
Hey gidi kocayan yıllar hey!!! Artık sana gözünü kapayan biri daha var!
İnsanlar yavaş yavaş dağılırken, enkaz da kamyonlara yüklenerek bir bilinmezliğe doğru yol aldı. Etraf sakinleşti,karıncalar yuvalarına çekildi! Yıkılan binanın yerini alacak yeni bina icin, tonlarca çimento, birkaç kamyon dolusu tuğla, bir müteahhit, bir çift hüzün, biraz bulut gelmişti çok önceden! Güneş, yeni yerleri ziyarete hazırlanırken, karıncalar dahil herkes, olay yerini terk etti. Gökyüzü kızıla, karagözlü ufaklık evine döndü. Ağaçlar penceresini kapattı, sona kalan işçi arı ise telaşla evine uçtu… Derken onlarca ağırlıktaki çimentoların arkasında, fısıldaşmalar başladı…
-Herkes gitti mi? -Evet evet açabilirsin gözlerini herkes gitti! -Burası da neresi, nereye geldik böyle!!! -Çok güzel bir yer burası, diye, kendi aralarında konuşmaya başladılar, işçilerin yanlızlığa terk ettikleri, kırmızı tuğlalar… Ve devam ettiler fısıldaşmaya:
-Hey şuraya bakın… -Bu da ne böyle!!! -Ne olacak, tabi ki bir uzay gemisi, ancak bir uzay gemisi bu kadar parlayabilir! -Hadi ordan sen de! Bu olsa olsa gündüz bile ışıldayan, ve henüz bilinmeyen bir yıldız olabilir... -Yahu bırakın tahminde bulunmayı! Parlayan şeyin ne olduğunu böyle bulamayız! Üst üste çıkıp bir duvar oluşturalım, ancak o zaman anlayabiliriz, gökyüzündeki bu esrarengiz ışıltıyı... Sonra da aramızdan en hafifimizi seçip, zirveye çıkartalım, bize ne olduğunu anlatsın.
Işıltının ne olduğuna bir türlü karar veremeyen tuğlalar aldıkları bu kararla büyük bir duvar örmeğe başladılar. Önce şöyle on tuğla yanyana dizildi, sonra bir on da üste... Böylelikle, koca bir duvar örülmeye başlandı. Bir on, bir on daha derken, gökyüzüne birkaç kucak kala...
-İste gördüüüüm!!! Diyecek oldu en üstteki tuğla ama, bir kargaşa yaşandı aniden...
-Allahhhhhh......!!! -Ah kolum! -Çek ayağını kafamın üzerinden!!! -Burnum çook acıyor, diye inlemeye başladı tuğlalar.
Gökyüzündeki ışıltının ne olduğunu anlamak için büyük bir duvar örmüşlerdi örmesine ama ufacık birşeyi unutmuşlardı!!! Neyi mi? Duvarın her sırasında, araya harç koymayı! Bu nedenle onca zahmete karşın, ışıltının, batmakta olan güneşin kızıllığından ibaret olduğunu anlayamadılar...
Tuğlalar da, nereden bilsin canim, AYRINTILARDA SIRLAR, SIRLARDA BAŞARILAR gizlidir...
Yasemin Süren
|
| MUTLULUĞUN YOLU |
Yine moralinin bozuk olduğu günlerden biriydi. Çantasını aldığı gibi kendisini dışarıda attı. Saatlerce dolaştıktan sonra, ayakları onu denizin kenarına götürdü. Banklardan birine oturdu, öylece denize bakmaya başladı. Deniz hafifçe dalgalanıyordu ama dalgaların sesi onu bir türlü rahatlatmıyordu. Saatine baktığında, hayli geç olduğunu farketti ve evine gitmek için ayağa kalktı. Biraz yürümüştü ki yaşlı bir teyzenin elindeki torbalara takıldı gözü. Çok ağır görünüyorlardı. Birden, onun yerinde olsa ne yapacağını düşündü. Biraz yaklaştıktan sonra;
-Merhaba teyzeciğim, yardım edebilir miyim? Dedi. Teyze şöyle bir baktı, acaba tanıdık mı diye, ama değildi…
-Şaşkınlıkla, merhaba yavrum, dedi ve sustu:
Bizimki eğildi ve torbaları aldı. Beraber yürümeye başladılar. Biraz sonra, gidecekleri yere geldiler. Kadın, şükran ve sevgi dolu gözlerle baktı, sonra torbaları almak için elini uzattı ve:
-Teşekkür ederim yavrum, Allah razı olsun, Allah gönlünün muradını versin, dedi. Hem bir de bakış baktı ki, içinde şükran kaynaşmada…
Bu bakışın tesiri ve dua almış olmanın sevinci ile oradan ayrıldı bizimki. Giderken, içindeki sıkıntıyı aradı… Bulamadı… Fatma Zehra ÖZ
|
| BİR DERVİŞ |
Garip dervişin biri büyük bir köşkün önünden geçerken evin 'av meraklısı ve zalim' olan beyi, yardımcıları ile ava gitmek için evden çıkıyorlardır. Dervişle selamlaşırlar. Aksilik bu ya o gün hiç birşey vuramadan dönerler. Bey çok sinirlidir: -"Sabah ava giderken karşılaştığımız o dervişi bulun çabuk! Onun yüzünden işlerim ters gitti. Uğursuzu getirin bana!" Yardımcıları hemen dervişi bulup beyin huzuruna çıkarırlar. Bey kükrer: -"Bre uğursuz adam! Senin yüzünden elimiz boş geldik! Hiçbir şey vuramadık! Tiz vurun kellesini!" Derviş, beye şöyle der: -"Beyim sabah selamlaştık. Siz hiçbir şey vuramadınız. Ben ise kellemi kaybediyorum. Siz söyleyin, hangimiz daha uğursuzuz?" |
| AT İLE EŞEK |
At ile eşek otluyorlarmış. Aslında at otluyor, eşek ise diken ve çalılıklardan yiyormuş… At:
- Burada süt gibi çayırlar, yemyeşil otlar varken, niçin diken ve çalı yiyorsun ............demiş.
Eşek:
- Ben hikmet kitabında okudum, şifalı bunlar........ diye cevap vermiş.
At eşeği kulağından kuyruğuna kadar şöyle bir süzmüş ve:
- Vay beee, demiş, eşekliğine bakmadan hikmet söylüyor !
RABİA ÇELİK
|
| ŞİMDİLİK |
"Geçenlerde küçük bir çocukla konuşuyordum ,bana 'yakında güzel bir futbol topu alacağını 'söyledi.onu tekrar görüşümde' futbol topu alıp almadığını'sordum .. Çocuk cevap vardi: "Hayır efendim .Annem ŞİMDİLİK topa ayıracak paramız olmadığını söyledi.." Bu sözleri durumunun yakında düzeleceğine dair inancını gösteriyordu.Bilhassa "ŞİMDİLİK" kelimesinde kuvvetli bie güvenin izi seziliyordu. Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü,onu uzun bir süre görmedim .Günün birinde tekrar rastladım ;çocuk bahçasinde oturmuş bir karınca yuvasını seyrediyordu......Yavaşça yanına sokuldum ve onu konuşturmak için babasından bahis açtım: "Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın?yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın......?"diye sordum . Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve: "babam bir kaza geçirdiğinde ŞİMDİLİK babamla oynayamayacağım."dedi. Geçen yolum oturdukları mahalleye düştü,çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm ;üzerinde temiz koyu renk bir elbise vardı.."HEYYY"diye seslendim.. "Neden bayramlık elbiselerini giydin ?Herhalde hastahaneye babanı görmeye gidiyorsun...!!" Çocuk gülümseyerek başanı salladı,bundan sonra söylediği sözler dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren,ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi.Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu: "Hayır efendim,hastahaneye babamı görmeye gitmiyorum.Babam geçen hafta ölldüğünden onu ŞİMDİLİK göremeyeceğim.."
SEVİLAY ÇEYİNKAYA
|
| YENGEÇ YAVRUSU |
Anne yengeç yavrusuna diyor ki : "Çocuğum niçin yamuk yürüyorsun ?Düz yürüsen daha iyi olmaz mı?" Yavru yengeç şöyle cevap veriyor: "Anne !Sen düz yürü ;ben de sana bakıp düz yürürüm .."
NEŞE MORALİ |
| BİR TANE – PİR TANE |
Ormanda hayvanlar kavga ediyorlar: "-Ben daha çok yavru doğururum"..Hayır ben daha çok doğururum "",diğeri,""Ben daha çok,,,",Ben daha çok '' ...derler ve anlaşamazlar bir türlü ve aslan kralın hanımına giderler..... "_Aslan hanım biz aramızda hangimiz daha çok doğururuz diye anlayamadık birbirimizi.....!!!Acaba siz kaç yavru doğurursunuz..." Aslan Hanım kendinden emin bir şekilde: "_Ben bir tane doğururum.Ama aslan doğururum ..."der Rabia Çelik |
| ADEM–İ SEYR |
Üsküdar sahilinde, boynu bükük, başı yerde bir genç, hem seyrediyor,hem üzülüyordu… Üzüldüğü her halinden anlaşılıyordu. Yanına yaklaştım, varlığımı fark etmedi bile, öyle dalgındı…
“Kim bilir ne derdi vardır?” diye sordum kendime. Sahilde yürümeye başladı. Varlığımı fark etmemişti, öyle üzgündü… Onun derdini paylaşmak, bir nebze olsun yardımcı olmak düşüncesi vardı aklımda… Israrla çalan telefonunu bile işitmiyordu. Kendi kendini sorguya çeker gibi bir hali vardı, aralıksız düşünüyordu.
Bir an, tefekkür ediyordur, diye geçti içimden, belki de yanılıyordum. Kendimi görmüştüm onda, bir derdi varsa dinlerim, dertleşiriz belki diye düşündüm… Tam seslenmek üzereyken, denize doğru yöneldi ve anlatmaya başladı hislerini:
“Dalgalar, nasıl da delice vuruyorlar kendilerini kayalara… Biraz duruluyor, sonra birden yükseliyorlar… Ama bu yükseliş birbirlerine çarparak oluyor, tıpkı insan gibi… İnsan da hayatta çilelere, ızdıraplara, eziyetlere katlanmadan tam bir kul olamıyor. Cenab-ı Hak katında yükselemiyor” dedi.
Bana döndü,tebessüm etti ve yürümeye başladı… Ben, orada kalakalmıştım, o kadar şaşırmış ve söyledikleriyle, öyle bir huzurla dolmuştum ki. O bir kıyas yaptı ve içimde ne dert kaldı ne tasa. O öyle bir alemmiş ki, ademi seyre çıkmış meğerse…
Ayşegül AKYÜZ
|
| KENDİNİ HESABA ÇEKEN EMANETÇİ |
Hayata gözlerini kısmıştı artık. Yüzünde katmer katmer yaşamın izleri ölüm meleğinin habercisi gibiydi.
Bazen gözleri uzaklara dalıp gidiyor,kim bilir belki de çocuklarından birisinin kapısını çalıp: -Anne, nasılsın? Demesini bekliyordu. Onları çok özlemişti. Seksen küsur yaşındaydı ama bu yaşına gelene kadar ne acılar çekmişti. Vücudunda bir çok hastalık olmasına ve kalbinin de kendisini zorlamasına rağmen hayata çok bağlıydı.Belki de ölüm çok yakınındaydı. Ölüm meleği Azrail`i nasıl karşılayacaktı. Bir telaş kaplamıştı içini. Bu can ruhunu nasıl teslim edecekti. Buna hazır mıydı? Düşünüyordu. Fakat tedirgin halleri ölüme hazır halde olmadığının bir göstergesi gibiydi. Sayılı nefesler tükendiğinde, Rabbim emanetini alacak, bu can bu tende durmayacaktı. Artık ölüm gerçeğini iyice kavramış, o büyük hesap günü gelmeden, emaneti sahibine teslim etmeden, kendi nefsini hesaba çekmeye başlamıştı:
Şöyle geriye dönüp baktığında yaşamında sorgulaması gereken çok şey vardı. Ebedi yolculuğuna azıksız çıkmak istemiyordu. Çünkü biliyordu, yola azıksız çıkan yolcuların, yolculukta yaşadıkları ızdırap ve meşakkat, kendi elleri ile kendilerine ettikleri bir zulüm olacaktı.
Tedirgin halleri devam etse de, son nefesini vermeden önce, bütün bir ömrünü hesaba çekme imkanı verdiği için Yaradan`a şükretmeyi unutmuyordu.
*Günde beş vakit okunan ezanları duyarak, namazlarını büyük bir hassasiyetle, miracı olduğunu bilerek eda edebilmiş miydi? *Malının mülkünün çokluğuyla gururlanmadan, zenginlerin mallarında fakirlerin hakkı vardır düsturuna riayet edebilmiş miydi? *Oruçlarını tutarken günahlardan sakınabilmiş miydi? Yoksa haramlarla, zanlarla ve gıybetle kuru bir açlıktan mı ibaret kalmıştı? *Kabe-i Muazzama`ya gidip mübarek beldeleri görmüş, Haccını eda etmiş, fakat gönül Kâbe`lerini fethedebilmiş miydi? *Mizanda tartılacak amelleri arasında sırf Allah rızası için yaptığı bir ameli var mıydı? *Yüce Kelamı hakkı ile okuyup anlayabilmiş miydi? Ayrıca Cenab-ı Hakkın razı olduğu bir d uruş sergileyerek, Rabbi`nin istediği gibi yaşayabilmiş miydi? *Hakka ve hukuka riayet ederek, Cenab-ı Hakkın razı olduğu bir hizmet yapabilmiş miydi? *Rasulullah ( Sallallahu Aleyhi Vessellem)Efendimiz`in sünnetini gözeterek, yalnız O`nun sözünün geçtiği bir aile yuvası kurabilmiş miydi? *Evladlarını, en güzel ilimleri öğrensinler diyerek, fedakarlıkla, ilim irfan yuvalarına gönderebilmiş miydi? *Gümüş cennet kaseleri içinde Rabbine sunabileceği bir ameli var mıydı? Cenab-ı Hakkın “Ben kulumdan, kulum Ben`den razı” şeklindeki yüce hitabına mazhar olabilecek ne yapmıştı?
Tüm ömrünün hesabını tutarken, seksen küsur senelik hayatı, bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmişti. Ümit ve korku içinde sona yaklaşıyordu. Yatağının başında duran Kuran-ı Kerim’e ilişti yorgun ve bitkin gözleri. Her zamanki mutadı üzere, huzur-u kalp ile açtığı ayetleri okumaya başladı. Zariyat Suresi 50.ayeti kerime`yi okurken, şehadet getirdi ve hayata kısık gözleri bu dünyaya tamamen kapanıp, öbür âlemin güzelliklerine açıldı.
“VAKİT KAYBETMEDEN ALLAH`A KOŞUN!”(Zariyat 50) ayetinin sırrından nasip almıştı. Bir Allah dostu ne güzel ifade etmiştir “Bu ayetten nasip almış has kullar “gün bugündür” deyip, kendi kıyameti kopmadan evvel, ahiret tedariğini görenlerdir ki o dehşetli kıyamet gününde, böyleleri için ne bir üzüntü ne de bir korku vardır” AYŞEGÜL AKYÜZ
|
| EN KIYMETLİ MİSAFİR |
Oğlunun düğün hazırlıkları heyecanla sürerken, davetiyelere sıra gelmişti.Yurtiçi,yurtdışı adreslerle boğuşurken birden aklına Medine geldi.İçini bir huzur bir genişlik kapladı.O’nu çağırmalıydı.Alemlere rahmet en güzeli ,düğüne buyur etmeliydi.Bir anda aklına nasıl gelmişti.Kendinden bile gizliyordu bu düşüncesini.Bu fikri kimse ama kimse normal görmez,hatta gülerlerdi. “İstenmeyince istetmezmiş” diye içinden geçirdi. Aşkı aklına gelmişti, bu sebeple düğün davetiyesinin içine, aşkını muhabbetini doldurarak, buyur etti düğününe. Sıra zarfına gelmişti,ne yazabilirdi?Sayın diyemezdi, Hz.Muhammed (sallallahu aleyhi vessellem)diyemezdi.Biraz gizli şifreli olmalıydı zarfın üzerindeki adres.Nasıl olsa bütün yollar Medine’de Ravza’ya çıkıyordu ve zarfın üzerine Muhterem Ahmet Mahmut (…) -Bu üç nokta kendince Sallallahu aleyhi vessellem idi- Mescid-i Nebevi /Medine –Suudi Arabistan yazdı. Adres tamamdı. Postaneye yöneldi.Yüzlerce davetiye içinde postane görevlisinin dikkatini bu zarf çekmişti. “Bu ne?”dedi baktı. O zarf,davetiye diye cevapladı bizimki. “Evet biliyorum” dedi görevli. “Ama bu zarfta adres yok,sokak, numara, mahalle… ”Önemli değil zaten ,orada tek adres (sallallahu aleyhi vessellem) o.Bütün yollar Medine’de Ravza’ya çıkar.İkinci soruyu sordu görevli. “Peki bu kim?”görevli memurun yüzüne bakmadan “ Bir dost” dedi “bir dost” Nihayet düğün gününün sabahına erişildi. Nikah salonu tıklım tıklım bir mutluluk tablosu. Çok özel ve çok güzel bir an. Tebrikleşmeler başladı. Herkes kuyruğa girmiş, bu mutlu anı kutluyordu. Mürüvvet denilen bu olmalıydı. Oğullarının sünnet düğününde edilen,”inşallah düğününü de görürsünüz” duası gerçekleşmişti. Kalabalığın en koyu anında 60-63 yaşlarında, sakalı hafif kırlaşmış ve nur yüzlü bir beyefendi gelerek “mübarek olsun” diyerek tebrik etti. Ne kadar şefkatli, ne kadar sıcak, ne kadar Rahmani bir bakıştı, adeta sarsıldı ,yüreği titredi.Eşinin elini tutarak bu beyefendiyi tanıyıp tanımadığını sordu,ikisi de tanımıyordu.Ardından diğer tebrikleşmeler ve güzel bir törenle dünya evine girmişti çocukları. Aradan 10-15 gün kadar geçmişti ki bir dostu telefonla nikah töreninin çok güzel olduğunu;ama o beyden çok etkilendiklerini söyledi. Şaşırmıştı… Hangi bey?Kim?Kimden bahsediyordu? “Hani” dedi “60-63 yaşlarında, hafif kırlaşmış sakalı, nur yüzü, beyaz gömleği yandan düğmeli…” O an geldi aklına ,evet o kimdi?Sadece tebrik anında görmüştü O’nu.Aklına davetiyeler geldi,aklına Medine geldi,inanamıyordu.Gelmiş olabilir miydi? Safça, ama çok samimi, çok içten yazdığı davete teşrif etmiş olabilir miydi? Ümmetine çok şefkatli, canların canı gelmiş olabilir miydi? Düğünden birkaç ay sonra, bir başka dostu aradı. Onu düğüne çağıramadığı için özür dileyince,”düğünden haberim oldu, üzülme” dedi arayan dostu. “Rüyamda Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vessellem’i) gördüm. “Düğününüze davet edildiklerini, ashabı ile orada bulunduklarını söyledi, oradan biliyorum” ZEYNEP SÜTÇÜ/KONYA
|
|