| SENE SONU FAALİYETLERİ SENE SONU FALİYETLERİ Her çalışma yılı sonunu güzel faaliyetlerle unutulmaz kılmak, ne kadar da hoş olur. Bu faaliyetler, hem bir yılın veli ve misafirlerle paylaşılan bir özeti, hem de sonraki yıllara uzanacak kıymetli bir hatıra gibidir. Sözü uzatmadan, hemen sıralayalım: Programlar Bu faaliyet yıl sonunda, her öğrencinin görev almasıyla tatlanacak bir sahne programıdır. İçinde şiir, piyes, şarkı, yarışma, sürprizler ve daha pek çok sunumun yer alabileceği programlar, renkli, eğlendiren ve bir yandan da öğretmeye devam eden içeriğiyle dikkat çekerler. Öncelikle, çevre düzenlemesini yapın. Ortamınız, her zamankinin dışında bir havaya girsin. Duvarlarınızı, kapı ve pencerelerinizi süsleyin. Bunu, kağıt ya da kumaşlardan hazırlayacağınız renk renk çiçekler ve birkaç parça tülle bile yapabilirsiniz. ![]() Programlarda her bir öğrencinizin, aldığı vazifeye uygun bir kıyafeti olması önemlidir. Size tavsiyem, kıyafetinizin öğrencilerinizinkiyle uyum sağlamasıdır. Genellikle yapılan şudur: Çocuklar renk renk, cıvıl cıvıl giyinir, eğitimci ciddi bir tayyör ya da alışılmış bir etek bluzla günü geçiştirir. Hayır! Lütfen özel günlerde, onlarla takım giyinin. Bütün öğrencilerinizden beyaz elbise ve ayakkabı giymelerini istediğiniz bir programda, siz de beyaz elbise ve ayakkabı giyin. Bunu yaptığınızda, hem kendinizi hiç olmadığı kadar iyi hissedecek, hem de öğrencilerinizin gözdesi olacaksınız. Sizin onlarla aynı olmaktan alacağınız tadın kat kat fazlasını onlar, sizinle aynı oldukları için alacaklar. Bu tadı kendinizden de çocuklardan da esirgemeyin. Ardından, programın içeriğini oluşturmada, öğrencilerinizle fikir alışverişi yapın. Özellikle öğrencilerinizin yazdığı şiirlerin, yine onlar tarafından okunmasına, onların yazdığı senaryonun yine onlar tarafından oynanmasına özen gösterin. Bir önemli husus da öğrencilere, kabiliyetlerine uygun görevler verilmesidir. Kimi öğrenci, yeterli olsun olmasın, her işe atlamaya, her işe talip olmaya meyyaldir. Bu yapıdaki öğrencilerinizi uygun bir dille frenleyip, yapabilecekleri işe yönlendirmeniz gerekir. Bir de, aslında pek becerikli ve yetenekli olduğu halde, vazife almaktan çekinenler olabilir ki, onları da cesaretlendirmek ve görev başına getirmek gerekir Mesela, sesi hiç güzel olmayan bir öğrenciniz, ısrarla koroda yer almak isterse ne yaparsınız? Bu öğrenciye durumu açıkça söyler, fakat çok iyi olduğu bir başka alanı ( örneğin rol yapma yeteneğini) hatırlatır, onu piyeste oynaması için teşvik edersiniz. Kimi öğrencilerse, hiç sahnede bulunmak istemezler. Onlara sahne arkasında teknik eleman olmak, misafir karşılamak, suflörlük yapmak gibi, son derece önemli başka vazifeler verebilirsiniz. Programlarınız için, mümkün olduğunca düzgün mekanlar seçmeye çalışın. Çünkü en iyi hazırlanmış bir programı bile mahvedecek etken, hiç şüphesiz kötü bir mekandır. Çok acemice hazırlanmış bir programı seyredilir kılabilecek unsur da yine kaliteli bir mekandır. Seyircilerin rahatça oturabilmeleri, programın daha büyük bir ilgiyle seyredilebilmesi için gereklidir. Işıklandırmanın yapılabilmesi, sahnenin herkesin görebileceği yükseklikte bulunması ya da salonun anfi tarzı bir yapıda olması da, programa olan ilgiyi artırır. Hayır Pazarları Her çalışma yılı sonunda, daha kaliteli bir seneye adım atabilmek adına, hayır pazarları düzenlememizde fayda var. Yıl içinde öğrencilerinizle yapmış olduğunuz elişi çalışmalarını özenle muhafaza ederek, yıl sonundaki hayır pazarında satışa sunabilir ve böylece öğrencilerinize “yaptığınız işler bizim için önemli” mesajı verebilirsiniz. Hayır pazarınız için, velilerinizden yardım istemeniz de güzel olur. Bunun yanı sıra, katkıda bulunmak isteyecek kişilerin yardımlarını da geri çevirmeyin. Yiyecekten giyeceğe, ev eşyalarından kitaba kadar, satılabilecek her çeşit ürünü bir araya getirebilirsiniz. ![]() Hayır pazarınızı bir davetiyeyle çevrenize duyurur ve günü geldiğinde, öğrencilerinizle birlikte satış yaparsınız. Öğrencilerinizin misafir karşılama, tezgahtarlık gibi işlerde görev almasını sağlayın. Pazar sonunda kazanılan parayı, çalışmanızın daha iyi şartlarda devam edebilmesi için kullanın. Nasıl mı? Mesela, kullanmakta olduğunuz odanın badanasını yenileyin. Pencereler eskiyse yenisiyle değiştirin. Tüm bunlarda problem yoksa bir bilgisayar alın. Bu da zaten var, diyorsanız, o zaman öğrencilerinizle fen ve tabiat çalışmaları sırasında seyredebileceğiniz yeni cd ler alın… Hasılı, çalışmanızı daha etkili kılacak yöntemler geliştirin ve hayır pazarının gelirini bu işler için kullanın. Biz tüm bu imkanları zaten elimizde bulunduruyoruz, diyorsanız, o zaman o geliri, imkansızlık çekmekte olan diğer guruplara aktarın. Guruplar arası yardımlaşma ve dayanışmanın sevincini yaşayın. Karne Dağıtımı Sene sonunda vereceğiniz bir karne, hem çalışmanızın nasıl bir ciddiyetle yapıldığını gösterir, hem de velilere çocuklarının durumuyla ilgili açık bir değerlendirme sunar. Karne, bir sene boyunca öğrencilerinizle yaptığınız derslerin ve öğrencinin bu derslerde göstermiş olduğu performansın notlarla ifade edildiği bir belgedir. Karne alacağını bilen öğrenci, çalışma konusunda daha duyarlı olur. O halde, yıl içinde zaman zaman karneden bahsetmekte bir zarar yoktur. Fakat öğrencilere, karne için değil, hayatımız boyunca bize çok gerekli olacağı için çalışmamız gerektiğini de anlatmalıyız. ![]() Karne, her yaş gurubunda verilmesi gereken önemli bir belgedir. Okulöncesi guruplarda çocuğun kavraması açısından, iyi notların karşısına gülen adam, zayıf notların karşısına üzgün adam motifi eklenirse, daha iyi olur. ![]() Kaç alanda değerlendirme yapmışsanız, bütün notları toplar ve alan sayısına bölersiniz. Yani, notların aritmetik ortalamasını alırsınız. Bu, öğrencinin en son başarı notudur. Bunu yaparken, sayıları lütfen yuvarlamayın. Mesela, beş üzerinden değerlendirme yaptığınız bir karnede, hesaplama sonucunda, ortalama 4.73 çıktı diyelim. Bunu sakın, 5 diyerek yuvarlamayın. Zira notu 4.82 olan bir başka öğrencinin de, yuvarlama sonucunda notu 5 olur ki, burada adaletsizlik söz konusu olur. O halde, notları öylece bırakıp, en küçük sayı farkını bile dikkate alın. Zira, ödül töreni yapacağınız zaman sınıf birincisi, ikincisi ve üçüncüsü seçerken, o küçücük rakam farkları size yardımcı olacaktır. ![]() Karneleri, ortalaması en düşük öğrenciden, en yüksek olana doğru, isim ve not belirterek dağıtın. Karne dağıtım törenine velileri de davet ederseniz, mevcut heyecana bir yenisini eklemiş olursunuz. Karne dağıtımı öncesinde, velilere küçük birer hediye vermeniz, öğrencilerinizin her birine birer kitap armağan etmeniz, şüphesiz çok özel bir fedakarlık olur. Yapılan araştırmalar, kitaplarla erken yaşta tanışan ve çok kitap okuyan çocukların, kitap okumayan akranlarına kıyasla, çok daha başarılı olduğunu gösteriyor. O halde, yaş gurubu ne olursa olsun, öğrencilerinizi, kendi kütüphanelerini kurmak hususunda teşvik edin ve ilk kitaplarını da siz verin. Plaket Dağıtımı Plaket, bir kişinin üstün vasıflarını ya da bir yerdeki üstün gayret ve hizmetlerini dile getirerek teşekkür eden, daha çok levha şeklinde hediyedir. Bu hediyeyi, genellikle ulaşılmaz görmeye alışmışızdır. Birileri plaket alır biz de dışarıdan seyrederiz. Halbuki her insanın üstün vasıfları vardır ve herkes takdir edilme ihtiyacıyla doğar ve yaşar. Madem ki bu, temel ihtiyaçlarımızdan biridir, o halde neden birbirimizden esirgeriz? Şimdi, bir eğitimci olarak hemen, öğrencilerinizi daha dikkatli gözlemeye başlayın. Ders başarısı ne olursa olsun, karakter yapısına, davranışlarındaki durumuna, duygusal olgunluğuna dikkat kesilin. Bu şekilde, her öğrencinizin birbirinden farklı üstünlükler taşıdığını daha rahat göreceksiniz. Yıl sonu geldiğinde, plaket metinlerini yazarken neden bu kadar mutlu olduğunuzu siz de anlamayacaksınız :) Seni, sınıfımızın en yardımsever çocuğu olarak hep hatırlayacağız….. Gurubumuzun en temiz çocuğu sendin…. El becerileri en üstün arkadaşımız… gibi ifadelerle, öğrencinizde üste çıkan pozitif yönü belirtin. Her öğrenciniz için ayrı bir plaket hazırlayın. Hayır, ille de pirinç ya da bakır levha üzerine yazılması şart değil! Metinleri bir dosya kağıdına yazar, hoş bir resim çerçevesine de yerleştirirsiniz, olur size plaket! Her işin kolay ve ekonomik bir yolu var. Zaten önemli olan, pratik zekanızla o yolu bulup kullanmanız değil mi? Bakın işte bir örnek: ![]() Öğrencileriniz bir plaketi, belki de hayatlarında ilk defa, sizden alsınlar, sizin tarafınızdan bu şekilde taltif edilmenin hazzını yaşasınlar. Eminim, bunu her biri hak ediyor. En zorlu, en yorucu öğrencinizin bile takdire layık bir yönü vardır. Sene boyunca illallah dedirtmiş olan, belki sabrınızı en çok taşırmış olan öğrenciniz için bile, şöyle bir plaket hazırlayabilirsiniz: “Bana zorluklara dayanmayı öğreten sevgili öğrencim… Seni tarçınlı şekerler gibi yakıcı, bir o kadar da şifalı halinle ve hep sevgiyle hatırlayacağım…” :) Ödül Dağıtımı Ödül, bir başarı karşılığında verilen armağandır. Bir iyiliğin, bir gayretin mükafatı da diyebiliriz ödül için. Gurup çalışmalarında, sonuna kadar istikrarlı ve disiplinli bir şekilde devam etmiş olan her öğrenci, sadece bu yönüyle bile ödüle layıktır. Zaten devamlılık olmasa, çalışma da olamaz. O halde, yıl sonuna kadar gurupta kalmış olan her öğrencinize, küçük birer “istikrar ödülü” vermeniz yerinde olur. Ardından, dereceye giren öğrencileriniz için, ikinci bir ödül dağıtımına hemen başlayabilirsiniz. Bunlar sınıfta, karne ortalaması itibarıyla ilk üçe giren öğrencilerinizdir. Üçüncüden başlamak üzere, hem ortalama hem de isim söyleyerek, herkesin huzurunda ödüllerini verin. Elbette üçüncünün ödülü büyükse, ikincininki daha büyük, birincininki en büyük olmalıdır. Ödülleri, özenle ve güzelce paketlemeyi zaten ihmal etmezsiniz değil mi? Neden gereklidir ödül dağıtımı? Bunu size sorayım: Siz çok başarılı bir öğrenci olsanız, sene içinde çalışkanlığınız ve gayretinizle öne çıksanız, başarılı olabilmek için, bir yorgunluk yaşasanız ve hakkınız olan üstün dereceyi elde etseniz… Bir başka arkadaşınız da hiç çalışmasa, yıl içinde hep tembellik etmiş, üstelik siz çalışırken de sizinle hep alay etmiş olsa, yan gelip yatmış ve bu hallerinin bir sonucu olarak da çok başarısız bir karnesi olmuş olsa… Ve son gün, öğretmen ikinizi de çağırıp, aynı teşekkürü ederek, aynı ödülü verse, hoşunuza gider mi? Herkes, başarısının görülmesini istemez mi? Tembel biriyle aynı kefeye konan çalışkan biri, seneye aynı gayreti gösterir mi dersiniz? Ya da, çalışkan biriyle aynı kefeye konan tembel biri, bu tembelliğinin yanlışlığını nasıl fark edebilir? ![]() Bir karne ön yüz örneği Toplumumuz, takdir etmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayamadığı için, nice parlak beyni yabancılara kaptırmıştır. Tenkit etmeyi beceremediği ve bunun için gerekli cesareti gösteremediği için de, nice tembel ve ehliyetsiz kişinin kurbanı olmuştur. Daha fazla kabiliyeti kaçırmaya ya da köreltmeye gerek var mı? Hayır, bunu durdurmalıyız, diyorsanız, o halde, ödül törenlerini hakkaniyet gözeterek yapmaya ve kesinlikle ihmal etmemeye azmedin. Hatıra Bırakmak Yıl sonu gelip de, kimi öğrencilerimizden, belki de bir daha hiç görüşmemek üzere ayrılacağımız vakit dolduğunda, genellikle bir hüzün çöker. Birkaç tohum ekmişsinizdir. Üstelik, onların yeşillenip de fidan olacakları günü ya görürsünüz, ya da göremezsiniz. Mutlaka görmeniz de gerekmez gerçi. Sizin vazifeniz, tohumu ekmektir. Görevinizi tamamladıktan sonra, son olarak yapmanız gereken pek önemli bir iş, hatıra bırakmaktır. Çoğu zaman bir çuldan, bir kağıttan daha kısadır ömrümüz. Çekmecenize baktığınızda, falanca teyzenin hatıra bıraktığı tülbendi görünce, “Allah rahmet eylesin, bana bunu o hediye etmişti” dersiniz. Hatırlamanız, çoğu zaman bir hatıra vesilesiyle olur. İşin bir de şu yönü var: Hatıralar sadece o kişiyi hatırlatmakla kalmaz, o kişiyle beraber yaşamış olduklarımızı da canlandırır tekrar. Onun bize sunduğu bilgileri, hayat tarzını, sevecenliği… Hasılı, birlikte yaşanmış olan nice tecrübeyi tazeler. Böylece, “Yıllar önce neler neler yapmışım, şimdi ne durumdayım?” sorgulamasına kapı aralar. Beş yaşındaki bir öğrenciniz, hatıra olarak bıraktığınız bir mektubu, yirmi yıl sonra okursa neler olur? Öncelikle adınızı hatırlayarak rahmet okur. Ki hayattaysak da, ölmüşsek de rahmete muhtacız Sonra, yazdığınız satırlarda verdiğiniz mesajları okur. Ardından, yirmi yıl önce yapmış olduğunuz o güzel dersler, bakışınız, gülüşünüz, bazı durumlar karşısında kızışınız… Daha birçok şey zihninde canlanıverir. Verdiğiniz öğütler hatırlanıp, belki de şu soru sorulur vicdana: “Ne hale gelmişim?” Hani öğrenciniz, o beş yaşındaki safiyetini kaybetmiş, belki pek yanlış yollara saplanıp kalmış durumda olursa, sizin mektubunuzu okumakla, belki de tekrar rotasını bulur. Bunlar şimdi aklımıza geliveren, ya olursa, dediğimiz güzellikler. Kim bilir Allah, samimiyetle yazılmış bir mektubu, daha ne hayırlara vesile ediverir. Lütfen, kısa değil, uzun vadeli düşünün. Öğrencilerinizle bir yıllık değil, bir ömürlük bir ders düşünün. Bunun en kolay yolu, annelerden muhafazasını rica ederek, birer mektup vermektir. Mektup yerine, yıl boyunca çekilmiş fotoğraflardan oluşan bir cd veya albüm de verebilirsiniz tabii. Fakat bence, güzel bir zarf içinde, şahsa özel yazılmış bir mektup, her zaman daha kalıcı, etkili ve özeldir. Bundan dört yıl önce, okulöncesi guruptaki öğrencilerime birer mektup yazarak vermiş ve annelerinden, bu mektupları çocuklarının çeyizine koymalarını rica etmiştim. Aynı işi, her sene dersine girdiğim, farklı yaşlardaki bütün öğrencilerim için de yapmaya gayret ettim. Ümidim, bu mektupların birer sadaka-i cariye olmasıdır. Aşağıda, bunlardan ikisini örnek olarak sizlere sunmak isterim: Önce, okulöncesi öğrencilerime yazılmış olan mektup: AÇIK MEKTUP Sene 2004... Yer İstanbul... Ne kadar da güzeldiniz... Şaşırmışlardı sizlere tâlip olduğumda... Ne yapacaksın, o küçücük çocuklarla nasıl uğraşacaksın, demişlerdi... Oysa her baktığımda, bir haber alırdım sizden... Her biriniz ayrı bir koku, ayrı bir mesaj getirirdiniz, cennet denilen yerden... Henüz kirlenmemiş ve saflığını yitirmemiş varlıklar olarak, her baktığımda, nasıl da sürur yüklenirdim gözlerinizden... Berraklığınıza, benden ötürü bir halel gelirse diye korktum... Duruluğunuzu bulandırmaktan ürktüm... Çünkü sizlerden yıllarca fazla yaşamış, bilmediklerinizi bilmiştim. Zaten, o pak dimağlarınızı bana, bildiklerimi öğretmem için teslim etmemiş miydi, anne ve babalarınız.? Öyleydi evet... Ne var ki, içinde bulunduğumuz ve beraberce yaşamakta olduğumuz bu zamana dair bildiklerim, sadece güzelliklerden ibaret değildi... Çirkin şeyler görmüştü gözlerim... Kötü haberler duymuştu kulaklarım... Kızıp öfkelendiğinde, yanlış sözler söylemişti dilim... Doğduğum günkü gibi saf değildim... Hasılı, size bulaştırmaktan korktum kirlenmişliğimi.... Ve ümit ettim hep... Acaba, dedim, Rabbim, beni bu tertemiz yavrucaklar hürmetine bağışlamaz mısın? Onları rahmetinle, benden gelebilecek zarardan korumaz mısın? Bilmiyorum, ne iz kalacak benden sizde... Dileğim şu ki: Gülümseyerek ve sevgiyle canlansın hayalim, her besmelenizde..... Deyin ki, biri vardı... Bize, bir şeyler öğretmek isterdi... Gülümserdi yüzümüze.. Bazen kızardı... Bazen ağlardı... Dalardı bazen... Ara sıra sıkılırdı... Sonra neşelenir, bizim gibi olur, bizimle oynardı... Utanmazdık ondan... Üstümüzü değiştirirdi... Burnumuzu silerdi... Gözyaşımızı kurulardı... Koklar, öperdi... Yemek yeyişimize, su içişimize, oturuşumuza karışırdı... Annemiz değildi ama, şaşırır “anne” derdik bazen... Severdik... Özlerdik... Ve hiç unutmayın... O, ne olduğunu bilemediğiniz kişi, sizden daha fazlasını hiç bilmedi... Sadece... Gülerken de, kızarken de sevdi sizi... Kader çizginizde bir rol verilmişti kendisine, rolünü oynadı ve çekildi... Gönlünüzde yaşamak ve Allah’a dost, Allah’a âşık, Allah’a hasret yetişkinler olmanızı görmek arzusuyla... Şimdi... Üzerinizde en ufacık bir hakkım olsaydı, elbette helâl edecektim... Fakat, yok...... Ama inanıyorum ki sizler, bana olan hakkınızı helâl edeceksiniz...... Ve inanıyorum ki...... Seveceksiniz..... Neslihan Nur TÜRK Ve şimdi de, genç öğrencilerim için yazılmış olanlardan biri: GİDECEĞİNİZİ HABER ALDIM… Er ya da geç, zaten her biriniz, gidecek değil miydiniz? Önce buruk oldu içim… Zira evlerinize döndüğünüzü, bıraktığınızı zannetmiştim. Sonra, görev verildiğini ve her birinizin göreve gideceğini öğrendiğimde, o burukluğun yerini, bambaşka bir duygu aldı… Bu duyguyu anlatmaya çalışacağım. Çünkü eğer onu anlatabilirsem, neye gittiğinizi de anlatmış olacağımı hissediyorum… Önce sevindim. Bu, kıvanç yüklü bir sevinçti… Hani, çocuğunu askere gönderen bir annenin kalbindekine benzer… Az iş mi? Delikanlı bir oğul büyütmüştür ve vatana hizmet için, üstelik şehit olup da dönmesini göze alarak, uğurlamaktadır… Onun, bir vatan haini olmayacağından emindir, çünkü helal sütüyle beslemiş, Allah’ın yolunu öğretmiştir. Herkesten çok içi yanmakla birlikte, yine herkesten çok kıvanç duymaktadır… Sanki, siz benim evlâdımsınız da… Sizi askere uğurluyorum… Sonra, yine aynı ananın duyabileceği tarzda, endişeler kapladı içimi… Daha pek toydunuz… Daha söylenecekler vardı… Henüz erken değil miydi? Pek acele olmuştu gelişmeler… Şaşırmış, korkmuş, ürkmüş olmalıydınız… Çünkü ben de şaşırmış, korkmuş ve ürkmüştüm. Ya gittikleri yerde, ters insanlarla, kötü ahlaklı kişilerle karşılaşırlarsa…? Ya güçleri yetmez de, kaybolmaya başlarlarsa…? Okuyup yazmaya benzer mi hiç yaşamak? Ya zorlanır, cayarlarsa…? Yahu daha bunlar bacak kadar çocuk, ne işleri var hizmette…? Ardından, aslında çocuk olmadığınızı hatırlattı bana içimdeki ses… Hayır, her biriniz, hazırdınız demek ki, böyle takdir etmişti eden… Her biriniz, sıkıntılarla olgunlaşmaya… Başkalarıyla aynı ortamı paylaşmaya… Kimsesizin kimsesi olmaya… Şefkat, merhamet, doğruluk, huzur dağıtmaya hazırdınız demek ki… Nasip etmişti eden… Böyle hissedince sakinleştim… Zira, sizi benden, şüphesiz çok daha fazla severdi O… Sizi benden çok daha fazla düşünürdü… Sizi herkesten iyi tanırdı… Ve herkesten iyi kollardı şüphesiz… O halde, dedim, ne gerek var endişe etmeye…? Hani, Habeşistan’a gönderilen çilekeşler gibi…. Ashâb-ı suffa gibi… Ne bileyim, Mus’ab gibi… Hatta… Taif’te taşlanan Rasulullah gibi… Evet böyle gibiydi hâliniz… Hoşlukla karşılanmak da, yoklukla sınanmak da, taşlanmak da olabilirdi önünüzde… Aslolan, her durumda, Allah’a sığınmaktı… Şimdi, kalbim sizi Allah’ın her an koruyup kolladığı inancıyla, tamamıyla sükunet içinde… Unutmayın ki: O ne verirse, boyunuzca verir. Size çok zor gelecek imtihanlar yaşayabilirsiniz ve bu mutlaka sizin içindir. Büyüyeceksiniz… Ne mutlu ki, yetim başı okşamak gibi bir vazifeye gidiyorsunuz… O halde, unutmayın: Sevdiğiniz insan, sizinledir. Sevemediğiniz insan ise, karşınızda! O halde sevin… Öyle zannediyorum ki, sevmeyi öğreneceksiniz. Önceleri, tanıdığınızı, bildiğinizi zannettiğiniz bu duygunun, yani sevginin hakikatine ereceksiniz… Ayrılık yok… Hiç, askere uğurlanan evlat için, “annesi onu bıraktı” denebilir mi? Hayır! Bilakis, anne onu daha da sıkı kucaklamış, onu dualarına daha da almıştır. Hele de bu teknoloji çağında ayrılık, sadece sevmeyenlere mahsus… Lütfen, dilediğiniz zaman arayın… Çaresiz kalırsanız, sorun… Dertleşmek isterseniz, ulaşın… Her ne kadar, ablalık, analık yapacağınız çocuklar, sizin büyüdüğünüzü düşünecek olsalar da, ben biliyorum ki sizler, daha çocuksunuz… Ve bir çocuk, annesinin gözünde nasıl ki hiç büyümez, sizler de benim gözümde öylece çocuk kalacaksınız. Şu yönüyle ki: Çocuk hep dertleşecek, omzuna yatacak, karşısında ağlayacak, naz yapacak ve “banane yaaa” deyip, ara sıra huysuzluk edecek birini arar… Laf aramızda, ben de sizler gibiyim… Yani, sizler gibi, hem yetişkin, hem de çocuğum… O halde biz, beraberce korkabiliriz, endişelenebiliriz, hata yapabiliriz, ağlayabiliriz ve ağlarken burnumuz akabilir… Diğer çocuklar bizden şefkat ve ilgi beklerken, biz, kendi içimizde çaresizlik yaşayabiliriz… Lise ikinci sınıftayken, ilk staj yerimde, nasıl da çaresiz kaldığımı ve tuvalete kaçıp, ben bu işi başaramayacağım, diyerek nasıl da ağladığımı anlatmıştım size… Yıllarca eğitim alsanız da, yaşamadan asla öğrenmiş sayılmazsınız. Mevcut bilgilerinizi, acı tatlı tecrübeler yaşayarak geliştirmeye ve pişmeye gidiyorsunuz. Ne mutlu size ki, Allah’ın yardımcıları olarak, kutlu bir vazifeye başlıyorsunuz. Madem ki biz ancak O’nun yardımcısıyız ve takdir O’nundur… O halde çökertecek ümitsizliğe, yıldıracak şaşkınlığa, geri adım attıracak güvensizliğe ve şeytana yaklaştıracak kibre kapılmadan… Allah’a her an sığınarak işinizin başına geçin! İşinizin başında iken, namazınızı, orucunuzu, sadakanızı, gülümsemenizi, nehyi anil münkerinizi ve emri bil marufunuzu terk etmeyin! Allah’a el açıp, gizli gizli ağlamalarınızı terk etmeyin! Hep hatırlayın şunu: Siz beni “büyüğünüz” sandığınız çoğu zaman ben, sizden daha çocuktum… Aynı duyguyu, mesuliyetini üstleneceğiniz çocuklar karşısında yaşarsanız, korkmayın ve doya doya yaşayın… Dilerim Allah’tan, her zaman, herkese ve herşeye rağmen masum kalın… Aşk ile, şevk ile, muvaffak olun… Ve bu muvaffakiyetin, Allah’ın lutfu olduğunu unutmayın… Er ya da geç… Zaten her birimiz gidecek değil miyiz? O halde önemli olan, nasıl gittiğimiz… Mübârek olsun hizmetimiz… Sevgiyle… Neslihan Nur TÜRK NEDEN SENE SONU FAALİYETLERİ YAPMAMIZ GEREKİR? ÇÜNKÜ: -Bir yıl içerisinde öğrendiklerimizi, eğlenceli bir üslupla, başkalarıyla paylaşma fırsatı bulmamızı sağlar. -Çalışmamızı çevreye duyurmak ve tanıtmak hususunda önemli rol oynar. -Öğrencilerin her biri, mevcut kabiliyetlerini sergileme, böylece özgüvenlerini tekrar geliştirme imkanı bulurlar. -Karne, plaket ve ödül dağıtımı vesilesiyle, öğrenciler yıl içindeki genel durumlarını görmüş, kendilerini daha iyi tanımış; veliler de, çocuklarıyla ilgili bilgilenmiş olurlar. -Açılan sergi ve hayır pazarı ile yıl içinde üretilen eserler paraya çevrilerek, eğitim çalışması için yapılacak masraflara kaynak temin edilmiş olur. -Bıraktığımız nice hatıraya, mektup ya da albüm gibi, kalıcı bir tane daha ekleyerek, öğrencilerimizin bütün ömürlerine yayılacak bir eğitim hizmeti vermiş oluruz. ...
| ||
[ NELER YAPABİLİRİZ? sayfasına geri dön. |
Çocuk Eğitimi Ana Sayfasına Geri Dön. | ] |










