On iki yaşındaki Ömer, bir gün okula gider gibi yaptı; fakat parkta biraz oturup, eve döndü. Dönüşünün sebebini de, son iki dersin olmamasına bağladı.
Aynı gün, okuldan gelen bir mesajla, Ömer’in okula gitmediği annesine bildirildi ve annesi, çocuğunun yalan söylediğini böylece öğrenmiş oldu.
On iki yaşındaki Ömer, bir gün okula gider gibi yaptı; fakat parkta biraz oturup, eve döndü. Dönüşünün sebebini de, son iki dersin olmamasına bağladı.
Aynı gün, okuldan gelen bir mesajla, Ömer’in okula gitmediği annesine bildirildi ve annesi, çocuğunun yalan söylediğini böylece öğrenmiş oldu.
Yıllardır, yalanın ne de kötü bir alışkanlık olduğunu, hele de bir Müslümanın asla yalan söylememesi gerektiğini o kadar çok tekrarlamıştı ki, bu son yalanla beraber, çok fazla canı sıkıldı. Çocuğunun ahlâkıyla ilgili çok ciddi endişeler yaşadı.
Diğer yandan, bu soruna bir çözüm bulmalıydı. Ömer, büyük bir sıkıntısı olmasa, böyle bir yalana başvurmazdı. Daha önce de baş ve karın ağrısı şikayetiyle okuldan eve gelmiş, okulda bir problem olduğuna dair ipuçlarını, önceden de vermişti.
Bunları düşününce sakinleşti anne. Eve geldiğinde, oğlunu karşısına oturtup konuştu ve nihayetinde mesele açıklığa kavuştu:
Ömer bir hafta kadar önce gözlük kullanmaya başlamış, sınıfında onu sözleri ve alaylarıyla küçük düşürmeye çalışan iki arkadaşından ötürü de iyice bunalmıştı. O kadar ki, anlatırken gözleri dolup bir güzel ağladı. “Bana ezik diyorlar. Dört göz diyorlar. Beceriksiz diyorlar anne!” diye de dertlendi.
Şimdi buradan itibaren, annesiyle Ömer arasında geçen konuşmayı, hiç yorum katmadan sizlerle paylaşalım:
- Bu gün okula gitmemekle, sana “ezik” diyen arkadaşlarının sözünü haklı çıkarmış olmuyor musun? Kaçmakla, gerçekten de ezik biri gibi davranmış olmuyor musun?
- Oluyorum.
- Bir iki kendini bilmezin sözüyle, kendinden bu kadar şüphe etmen doğru mu?
- Hayır…
- Bu problemi sence nasıl çözmeliyiz?
- Bilmiyorum.
- Okula gelmemi, müdür beyle ve rehber öğretmenle görüşmemi ister misin? Bunu baban da ayrıca yapsın mı?
- ( Gözleri sevinçten parlayarak) Evet isterim!
- Gerekirse bunu da yaparız. Ama önce yapılması gereken başka bir şey var.
- Nedir o?
- Kendi sorunlarınla başa çıkmayı öğrenmen gerek. İlk iş olarak, şikayetini dile getiren bir dilekçe yazmanı istiyorum. Hadi bakalım, şimdi otur bilgisayarın karşısına ve yaz. Dert senin, bu sebeple dilekçeyi de en iyi sen yazabilirsin. Nasıl hitap edeceğini biliyorsun değil mi?
- Evet…
Ömer, büyük bir hevesle dilekçesini yazıp bitirdi. Anne:
- Şimdi o yazıyı dosyana kaydet. Lâzım olursa kullanacağız.
- Bunu hemen vermeyecek miyiz yani?
- Hayır. Çünkü öncesinde yapmamız gereken daha başka işler var. Az sonra çıkıp, seni rahatsız eden arkadaşların için birer hediye alacağız. Belki de onlar senden ilgi bekliyorlar ve nasıl dile getireceklerini bilemedikleri için, seni rahatsız edecek davranışlar sergiliyorlar. Böyle düşünüp, hüsn-ü zanla bakmaya çalışalım önce. Eğer sen Sevgili Peygamberimizin ümmeti isen, O’nun gibi davranmayı da sevmelisin, değil mi? Peygamber Efendimiz Taif’te kendisini taşlayanlar karşısında ne yapmıştı?
- Onlara duâ etmişti.
- Evet “onlar bilmiyorlar Allah’ım, sen onlardan, bilen nesiller lûtfet” demişti. Üstelik vücudu, atılan taşlar yüzünden yara içinde kalmıştı. Arkadaşların seni taşlamadı. Sadece sözleri ve tavırlarıyla, seni bunalttı. O halde şimdi sana yakışan nedir?
- Onlar için duâ etmek.
- O halde hadi, durma, namazını kıl ve ardından, o arkadaşların için özel bir duâ yap. Duâya devam edip, hayırlı sonucu görmeyi bekle. Eğer hediye vermene, kendileri için duâ etmene ve iyi niyetinle sabretmene rağmen yine de hiçbir düzelme olmazsa, o zaman dilekçeni okul müdürlüğüne verebilirsin. Buradan da bir sonuç alamadığın taktirde ben, sıkıntından kurtulabilmen için sana yardım etmeye hazır olacağım. Bize yakışan, hemen şikâyetçi olmak değil, Peygamber Efendimiz gibi, sabır ve duâ ile Rabbimizden yardım dilemektir. Anlaştık mı yavrum?
- ( Gözleri minnetle dolu ) Anlaştık anne…
- Bir şey daha var: Okula gitmediğin halde “gittim” diyerek, bir yalan söylemiş oldun. Oysa yalanın hemen ortaya çıktı. Bu durum, sana olan güvenimi zedeledi. Dolayısıyla, sözlerin karşısında her zaman, “acaba doğru mu söylüyor?” diye düşünmek zorunda kalacağım. Eğer bundan rahatsız olacaksan, bir daha asla yalan söyleme!
- Peki anne, özür dilerim…
……….
- Anne…
- Efendim
- Namazdan sonra bir de, sabırlı bir annem olduğu için şükrettim…
……….
İşte böyle…
Şimdi Ömer ve annesi, sonucu merakla bekliyorlar. Nereden mi biliyorum bunları? Ömer bir oğul, ben de onun annesiyim de oradan...
Şimdi, tüm okurlarımızdan da, bu meselenin halli için, duâlarıyla yardımcı olmalarını rica ediyor; sorunlarımızın çözümünde her zaman, en uygun yöntemleri geliştirebilme gücünü Rabbimden diliyorum… Lütfen, çocuklarınızı kendi problemleri ile ilgili düşündürün. Onların avukatı kesilerek, onlar adına konuşmayı bırakın. Elinden tutup şikayete gittiğiniz çocuk, ömrünün her safhasında, kendisi adına konuşacak birini aramak zorunda kalabilir. Bağımsız ve güçlü çocuklar yetiştirmek zorundayız… Ve merhamet, onun yerine yürümek değil, ona yürümesini öğretmektir. Zira yol uzun…….
Sünnetin, her âdımımıza yansıyacağı günler dileğiyle…




