Yeşeren Toprak
Yeşeren Toprak
Menü
Online
Sitemizde şu anda 13 kişi online. (2 kullanıcı geziniyor Yazarlar)

Üye: 2
Ziyaretçi: 11

turabi, Mechul, daha...
Arama

Gönderen Yazar açık 2008/4/28 2:14:46 (47 okuma)
Neslihan Nur Türk

Hepsi... | 5336 bayt daha | Yorumlar?

Gönderen Yazar açık 2008/4/7 22:47:53 (80 okuma)
Neslihan Nur Türk

İki yıl önce, rüyamda bile göremeyeceğimi düşündüğüm sıkışık bir dönemde, bir arabaya şiddetle ihtiyacım oldu. Oturduğumuz evi yeni almıştık ve kocaman bir borcun altına daha yeni girmiştik.

İnsanız. Bazen, ihtiyacımızın şiddetiyle içinde bulunduğumuz durumu unutur ve hayallere dalarız. Bu hayalin bir parçası olmak üzere, eve araba kataloglarının girdiği, internet üzerinden ikinci el oto fiyatlarına baktığımız, sürekli, arabanın ne kadar da lazım olduğunu konuştuğumuz günler geçirdik.

Derslere gidip gelmem gerekiyordu ve ben, otobüslerde seyahat edebilecek sinir gücünü kaybetmiş durumdaydım. Yılların verdiği yorgunlukla, ne vakit otobüse ya da vapura binecek olsam eve hasta dönüyor, saatlerimi yolda geçirmek zorunda olduğum için de, fazlaca yoruluyor ve zorlanıyordum. Üstelik arabası olan arkadaşlarımın, programımın yoğunluğu sebebiyle bana ayak uydurmaları da iyice zorlaşmıştı.

Bir yandan anaokulumuz eğitimine devam ediyordu ve bu ihtiyaçtan, öğrencilerimizin yanında da zaman zaman bahsetmek durumunda kalıyorduk. Anlayacağınız, benim meşhur “acısı diline vurmuş” hâlimin üzerimde olduğu günlerdi. Genç öğrencilerimden, sevdiklerimden, arkadaşlarımdan, ailemden dua istiyor, Allah’a yakarıyordum. Kısacası arabasızlık hayatımın gündemine oturmuş durumdaydı ve imkanlarımız da ortadaydı.

İşte bu günlerden birinde bir sabah Zeynep Nur, yanıma yaklaşarak elini uzattı ve şöyle dedi:

- Öğretmenim bunu alın, araba parasına katarsınız.

Zeynep Nur, anaokulumuzun öğrencilerinden altı yaşında bir çocuk… Cümlesini son derece çocuksu bir safiyetle kurmuş, minik tertemiz elini bana uzatmış, karşımda öylece bekliyordu. Önce anlam veremedim. Hiç beklemediğim bu durumdan ötürü, ne diyeceğimi de bilemedim. Sonra “nedir bu?” diye sorduğumda, yavrucak elini açtı ve içindeki beş liralık kağıt parayı gösterdi.

- Bunu kabul edemem, deyince, beni çok şaşırtan başka bir şey yaptı ve çocuk, gözlerinden tane tane yaşlar dökerek ağlamaya, parasını almam için ısrar etmeye başladı.

Karşımda altı yaşında bir çocuk duruyordu; ama bu güne kadar daha büyük yaştaki birçok insanın sergilemediği bir fedâkârlık, yardımseverlik ve samimiyet örneği seyrediyor, ciddi bir şaşkınlık yaşıyordum.

- Annenin haberi var mı bunu bana getirdiğinden, diye sorduğumda, yine o ağlamaklı sesiyle, evet, dedi. Peki o halde, dedim, teşekkür ettim ve yardımını kabul ettim. Bu durum onu öylesine memnun etti ki ağlamayı bıraktı, müteşekkir bir gülümsemeyle baktı ve arkadaşlarının arasına katıldı….

Bu beş lira, bizim kırmızının ilk parasıdır. Akşam durumu beyime anlattığımda;

- Bak hatun, paramız yok, diyordun. Beş lirası geldi. Geriye ne kaldı ki? Sadece on yedi milyar dokuz yüz doksan beş lira diyerek, hem sevincini, hem ümidini dile getiren tatlı bir espri yaptı.

Bir çocuk, bir yetişkine ümit verebilir mi? Hem de nasıl… Ardından, bir hayırseverin ev borcumuzu ödememiz için gönderdiği yardım parasının bir kısmıyla peşinatı vererek, bir araba aldık. Sonra Rabbim hayırlı rızık kapıları açtı da, yaklaşık üç senedir, hem evin, hem de arabanın borcunu beraber ödeyecek gücü bulduk.

Şimdi ne zaman “kırmızı” ile derse gitsem ya da bir hizmeti, arabayla ifa etmek nasip olsa; duaları, maddi manevi destekleriyle yardımcı olanlara müteşekkir olurum. Ama hepsinin ötesinde, minicik elinin içinde getirdiği beş lirası ile Zeynep Nur gelir gözlerimin önüne… O küçük fakat ince ruhlu insan, bana şu dersleri vermiştir:

“Ümitsizlik bize haramdır. Biz, gücümüzün yettiği kadarından mesulüz ve birine yardım etmemiz gerektiğinde, elimizdeki azıcık bir nimeti bile küçümsemememiz gerekir. Zira ihlâs, azı çok eder. Vermeyi içtenlikle istemek; muhatabımıza hal diliyle, “kabul etmezsen nasıl da üzülürüm” mesajını vererek, gerekirse ısrar etmek şarttır. Yaşımız, durumumuz ne olursa olsun, çevremizdeki sorunlara karşı her zaman duyarlı olmalı ve gönülden gelen bir arzuyla, veren el olmayı murâd etmeliyiz.”

Akıl yaşta değil, baştadır derler. Üzerine şu hakikati de eklemeliyiz: Akıl ne yaşta, ne başta; bilakis akıl, mesuliyet duygusu ve sevgiyle her dem, içten içe yanıştadır… Ve bazen, elli yaşındakinde değil de, beş yaşındakinde coşkundur bu yanış….

O halde, yavrularımızın gönlünde mevcut cömertlik, utanma, safiyet, muhabbet, şefkat ve iyi niyet gibi güzellikleri; önlerinde engel olmak sûretiyle kösteklemek yerine, arkalarından güç veren bir el olmak suretiyle desteklemeliyiz.

Tam da burada, sevgili öğrencim Zeynep Nur’un kıymetli anne ve babasına teşekkür etmek, üzerimde bir vefâ borcudur ki, böyle borca can fedâ…..


Gönderen Yazar açık 2007/11/1 23:48:29 (583 okuma)
Neslihan Nur Türk

Her sene dozu biraz daha artırılmak suretiyle, bir edepsizlik aşılanıyor çocuklara, farkında mısınız?

Hepsi... | 6373 bayt daha | Yorumlar?

Gönderen Yazar açık 2007/5/27 0:24:47 (481 okuma)
Neslihan Nur Türk

Dünyanın bildiğim en zor, bir o kadar da güzel oyunudur bu...

Hepsi... | 2260 bayt daha | Yorumlar?

Gönderen Yazar açık 2007/3/17 10:19:44 (747 okuma)
Neslihan Nur Türk

Nice söz işitmişti olmadık kişilerden… Üvey ana mısın nesin, demişti biri… Ne demeye bırakıp gittin bu çocuğu!

Hepsi... | 8543 bayt daha | Yorumlar?

(1) 2 3 4 ... 6 »

  .